Yabancı dizileri geçtim, ‘yerli’ dizilerde rastladığım bir durum epeydir dikkatimi çekiyor. Topluma adeta pazarlanan yeni moda şu: Artık genç kızlarımız evlenmeden de çocuk sahibi olabilirler, hatta bilsinler ki aileleri böyle bir durumda onlara sahip çıkacaktır!
Olay kısaca şöyle gelişiyor. Dizi kahramanı genç kızımız ailesinin rızası olmadan (veya rızasıyla) bir erkekle ilişki yaşıyor. Hani, “bunlar da olmasa nasıl dizi olacak” türünden çeşitli badirelerin, kavuşma ve ayrılıkların yaşandığı bu ilişkinin bir yerinde kahramanımız hamile kalıyor. Fakat ne hikmetse, o dakikadan sonra olanlar oluyor ve çeşitli nedenlerle kızımız ilişki yaşadığı erkekle bir türlü evlenemiyor. Kızın ailesi her ne kadar ilk başta olayı hazmedemese de sonuçta kızlarına ve torunlarına sahip çıkarak, bir anne-babanın iyi ve kötü günde evladına nasıl sahip çıkması gerektiğinin güzel bir örneğini veriyorlar!
Şimdi, burada niyetim asla ‘ahlak ya da namus bekçiliği’ yapmak değil. Bir insanın diğerini sevmesinden daha güzel ne olabilir? Hepimizin genç kızı, oğlu, evladı var. Hepimiz, hayatın bir noktasından sonra adeta evlatlarımız için yaşıyoruz. Allah yukarıdakine benzer durumlarla kimseleri imtihan etmesin, gerçekten kolay değil. Öte taraftan, hata yapmak da insana mahsus… Hele gençler, genç kızlar, delikanlılar, adı üstünde en deli çağlarında hata yapmaya herkesten daha açıklar. Hata yaptı diye evlatlarımızdan yüz mü çevirelim, ya da kızlarımızı töre cinayetlerine kurban mı verelim? Elbette ve kesinlikle hayır! Fakat dizilerde gösterilen bu olaya bence bir de farklı bir açıdan bakmamız gerekiyor.
Daha önceki yazılarımı okuyan okuyucularımız hatırlayacaklardır. Ben günümüzde medyanın toplumda oynadığı role büyük önem veren insanlardan birisiyim. Hatta şahsen medyanın hepimiz --ama özellikle yeni yetişenler için-- anne-baba, arkadaş yahut okul çevresinden daha etkili olduğunu düşünüyorum. Bugün medya dediğimiz şey, insanların kafa yapılarını, hayata bakışlarını, hayal ve beklentilerini belirlemede diğerlerinden fersah fersah önde gelmektedir.
Bu açıdan bakıldığında, yukarıda ifade ettiğim durumun dizilerde gayet normalmiş gibi yansıtılmasının çok ciddi sakıncalar içerdiğini düşünüyorum. Çünkü bu diziler aile, evlilik, çocuk sahibi olmak gibi en temel konularla alakalı bir şeyler söylüyorlar. Ne yazık ki söyledikleri de toplumun değerleriyle uyuşmuyor. Bence söz konusu medya olunca mesele, “bir kızın başına böyle bir şey geldiğinde ne yapmalı?” sorusundan çok farklıdır. Çünkü medya ortaya koyduğu ürünle gençler için adeta bir ‘model’ sunmaktadır. O yüzden “gerçek hayatta böyle bir durumda ne yapmalı”yı konuşmak ayrıdır, böylesi durumda gösterilecek tercihlerden sadece birisinin medya tarafından iyi bir modelmiş gibi sunulması apayrı bir şeydir. Burada benim üzerinde durduğum soru şudur: Toplum olarak gençlerimize böyle bir modelin sunulmasını onaylamalı mıyız yoksa reddetmeli miyiz?
Aslında geçenlerde yine televizyonlarda yayımlanan bir reklam ve bu reklam çerçevesinde yaşanan tartışmalar konumuzla yakından alakalı. Reklamda, belli bir yayını gösteremeyen çeşitli tür ve büyüklükte televizyonlar kendilerini değersiz hissetmeye başlıyor ve intihar etmeye kalkıyorlardı. Tartışma konusu ise bu reklamın gençleri gerçek hayatta intihara yönlendirip yönlendiremeyeceği idi. Reklamı anımsayınca, “komik bir reklam, bunda intihara sürükleyecek ne var ki?” diye düşünenlerden olabilirsiniz. Ama tartışmalara katılan bir psikologun uyarılarını size de hatırlatmak isterim: “Reklam elbette herkesi intihara yönlendirmiyor, ama çeşitli nedenlerle psikolojik olarak sorunlar yaşayan, kendini değersiz hisseden gençler ne olacak? Reklamdaki durumla kendi psikolojik durumu arasında benzerlik kuran gençler için reklam yönlendirici olabilir”.
Söylediklerimi tutucu bir muhafazakârlık olarak gören liberaller yahut “kadının bedeni sadece kadına aittir, sizlere ne oluyor” diyen feministler çıkabilir. Fakat toplumumuzca “sapıklık” olarak görülebilecek şeylere bile özgürlük tanıyan Amerika’da çocuk ve gençlerin korunmasına ne kadar önem verildiğini, bu çerçevede oyuncak “Barbie” bebeklerin mini eteklerinin Amerikan toplumu tarafından kötü örnek olmakla nasıl eleştirildiğini anımsatmak isterim.
Kısacası dizileri seyreden her kızımız kucağında bebekle ailesinin kapısını çalmıyor yahut reklamların ardından her gencimiz damdan kendini atmıyor. Ama medyamızda yeni yetişenlere neyin model olarak sunulduğu konusu, kusura bakmasınlar, hepimizi ilgilendiriyor.
2469 defa okundu...





VECDİ MURAT SOYDAN
ŞAKİR H. AKSÖZ
ŞABAN İLİKSİZ
MURAT OKCU
SEDAT KARAKOYUN
ALPASLAN TONGUÇ
TUNA ÜNAL
İSMAİL ALTUNBAŞ
1.8255

